Zümrüd-ü Anka: Sessizliğin Terazisi



Bölüm 17: Boşluğun Öğrettikleri

Teraziden sonra önümde açılan alan şaşırtıcıydı. Ne kapı vardı ne yol. Ne karanlık ne ışık… Sadece boşluk. İlk bakışta ürkütücüydü; çünkü insan, alışık olduğu her şeyi kaybettiğinde panikler. Ama birkaç adım sonra fark ettim: Bu boşluk bir eksiklik değil, bir davetti.

Adımlarımın sesi yoktu. Ayaklarım yere basıyor ama yankı oluşmuyordu. Sanki mekân, sesle değil niyetle var oluyordu. İşte o anda içimde net bir düşünce belirdi:

“Her şey sustuğunda, insan gerçeğiyle baş başa kalır.”

Anka yine görünmedi. Bu kez sesini de duymadım. Ama onun yokluğu bir terk ediş değildi. Bilakis, artık konuşmasına gerek kalmayan bir öğretmenin sessizliğiydi bu. Çünkü bazı dersler anlatılmaz; yaşatılır.

Boşluğun ortasında durduğumda, omzumdaki ağırlığın hafiflediğini fark ettim. Yük kaybolmamıştı; yerini bulmuştu. İnsan taşıdığı şeyi anladığında, ağırlık olmaktan çıkar.

Tam o sırada boşluğun içinde ince bir çizgi belirdi. Ne ateşten ne külden… Sadece berrak. Çizgi yavaşça genişledi ve bir yansıma hâline geldi. Kendime baktım. Ama bu bir ayna değildi. Gördüğüm yüz, olduğum değil; olabileceğim hâldi.

O an şunu anladım:
Dönüş, geçmişe değil; imkâna bakmaktır.

Boşluk konuşmuyordu ama öğretiyordu. Şunu fısıldıyordu adeta:

“Her şeyden arındığında, ne kalıyorsan osun.”

Geri dönmek istedim ama arkamda yol yoktu. İleri gitmek istedim ama önümde yön yoktu. İşte o an fark ettim: Bu boşlukta yön seçilmiyordu; niyet belirleniyordu.

Kalbimin içinden tek bir kelime geçti:

“Devam.”

Çizgi kayboldu. Boşluk yavaşça dolmaya başladı. Ama bu kez taşla, külle ya da ateşle değil… anlamla.

Ve Anka’nın sesi, uzun bir aradan sonra son kez duyuldu:

“Artık seni taşımıyorum.
Artık sen, yolu taşıyorsun.”

Bir sonraki bölümde, boşluktan sonra kurulan ilk adımı ve bu adımın dünyaya nasıl değdiğini yazacağız.
Çünkü dönüş, içeride tamamlanır; dışarıda sınanır.

Ve Anka, sınanan yerde gerçekten uçar.

Yorum Gönder

0 Yorumlar