Zümrüd-ü Anka: Dönüş Çemberinin Eşiğinde

 


Bölüm 13: Dönüş Çemberi

Kapının ardından yükselen o eski nefes, sadece bir çağrı değil, aynı zamanda bir hatırlatmaydı: İnsan kendi sesini duymadıkça hiçbir kapı gerçekten açılmaz. Odanın içine adım attığımda, karanlık beni yutmadı; aksine, kendi karanlığımı bana geri verdi.

Bu oda, bir mekândan çok bir aynaydı. Dışarıdaki dünya nasıl görünüyorsa görünsün, iç odanın gerçekliği asla değişmiyordu. Duvarları yoktu aslında; sınırlar benim zihnimin çizdiği kadar vardı. Odanın ortasında, çok hafif parlayan bir daire fark ettim. Kumdan yapılmış gibiydi, fakat kum değildi: Harflerin kül hâline gelmiş izleri birbirine karışarak bu çemberi oluşturuyordu.

Yaklaştığımda Anka’nın sesi bir kez daha duyuldu:

“Dönüş, başladığın yere geri dönmek değildir. Kim olduğunla yüzleşme cesaretidir.”

Çemberin içine adım attığımda zeminin üzerindeki izler harekete geçti. Kül parçacıkları, sanki görünmez bir nefesle savruluyor, harflerin yanmış gölgeleri yeniden şekilleniyordu. Harfler birleşiyor, ayrılıyor, sonra tekrar birleşiyordu. Ama bu kez kelimeler ortaya çıkmadı.

Ortaya çıkan şey bir titreşimdi.

Dil, anlamını kelimelerde değil, titreşimde buluyordu. Kayıp harflerin gerçekte yaptığı da buydu: İnsan ruhunun frekansını geri çağırmak.

Birden çemberin dışından hafif bir ışık içeri sızdı. Karanlığın içinden sağa yatık, eski bir sandığın silueti belirdi. Sandığın üzerinde hiçbir mühür, sembol veya kilit yoktu. Ama bir ağırlığı vardı. Öyle bir ağırlık ki, insanın kendi geçmişi kadar tanıdık, kendi korkusu kadar yakın.

Sandığa uzandığım anda yine aynı iç ses yükseldi:

“Unutulan şey kaybolmaz. Sadece kendini hatırlatacak zamanı bekler.”

Kapağı kaldırdığımda beni karşılayan bir nesne değil, bir anı oldu.

Ateşin kokusunu duydum.
Rüzgârın sesini işittim.
Küllerin hafifliğini hissettim.

Sandığın içinde hiçbir şey yoktu.

Fakat tam da bu yüzden sandık doluydu.

Çünkü bazen boşluk, insanın hayatındaki en yüksek sesin evidir.

Bu fark ediş, çemberin içindeki kül harflerini yeniden harekete geçirdi. Havaya yükseldiler, dairenin etrafında bir spiral oluşturup tek bir kelimeye dönüşerek gözlerimin önünde asılı kaldılar:

“Hatırla.”

İçimde şu cümle yankılandı:

“Yolculuk, unuttuklarını hatırlama cesaretinden ibarettir.”

Bir sonraki bölümde, sandığın gösterdiği bu “boşluğun bilgeliği” ile Anka’nın asıl çağrısı arasındaki bağı açacağız. Çünkü dönüş artık başlamadı; hızlanıyor.

Ve Anka, kanatlarını hafifçe kıpırdatmaya çoktan başladı.

Yorum Gönder

0 Yorumlar