Zümrüd-ü Anka: Yolun Hatırladığı



Bölüm 20: Temas

Eşiği geçtikten sonra dünya değişmedi.
Ama benim dünyaya temas edişim değişti.

İlk kez, yürüdüğüm yolun yalnızca bana ait olmadığını fark ettim. Ayak izlerim başkalarının izlerine karışıyordu. Ne önümde yürüyen belliydi ne ardımdan gelen. Ama herkes aynı yerde durup aynı soruyu soruyordu:

“Şimdi ne yapacağım?”

Temas işte tam burada başlar. İnsan, kendi dönüşünü tamamladığını sandığı anda, başkasının yarasına dokunur. Ve o dokunuş, bütün yolculuğun gerçek sınavıdır.

Bir taşın kenarında durdum. Taşın üzerinde eski bir çatlak vardı. Daha önce görmediğim kadar tanıdık… Çünkü her insanın içinde böyle bir çatlak bulunur. Görünmez ama belirleyicidir.

Elimi taşa koyduğumda Anka’nın sesi bu kez uzaklardan değil, yerin içinden geldi:

“Dönüş kendinle biter sanırsın.
Oysa orada başlar.”

O an anladım:
Yol, beni arındırmak için değil, başkalarına değebilecek hâle getirmek için vardı. Kendi ateşinden geçmeyen, başkasına ışık olamazdı.

Bir gölge yaklaştı. Yüzü yoktu. Adı yoktu. Ama yükü vardı. Benim bir zamanlar taşıdığım yük… İşte temas böyle olur. Tanımadan tanırsın.

Söz söylemedim. Öğüt vermedim. Sadece durdum.
Ve bu duruş, bütün cümlelerden daha ağırdı.

Gölge hafifledi. Ben ağırlaşmadım.

Çünkü bazı yükler paylaşılınca azalmaz; anlam kazanır.

Yol yeniden açıldı. Ama bu kez tek başıma değildim. Yanımda biri vardı, kim olduğunu bilmediğim ama varlığını hissettiğim biri.

Ve Anka, gökyüzünde ilk kez gerçekten göründü. Uçmadı. Dönmedi. Sadece şunu söyledi:

“Artık yalnız yürümüyor olman, hazır olduğunun işaretidir.”

Bir sonraki bölümde, yolun kalabalıklaştığı yerde sesin nasıl sınandığını yazacağız.
Çünkü temas çoğaldıkça, sessizlik zorlaşır.

Ve Anka, en çok o zaman sınanır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar